AMR İBNU’L-ÂS (R.A.)


AMR İBNU’L-ÂS (R.A.)

 

AMR İBNU’L-ÂS  (R.A.)

Amr İbnu’l-Âs (r.a.), İslâm’la şereflenmeden önce hak dînin büyük düşmanlarından olmasına rağmen, hidayet bulduktan sonra İslâm’ın ilerlemesi için çok büyük hizmetler yapmış, zeki, cesaretli, siyasette dâhî bir sahabî…

‘Mısır Fâtihi’ unvânıyla meşhur olmuş, Afrika’da bilinen ilk büyük camiyi inşa ettirmiş bir devlet adamı…

Kureyş Kabilesi’nin Sehm koluna mensuptur. Mekke’de dünyaya gelmiştir. Benî Sehm, Kureyş’in tanınmış ve kuvvetli ailelerindendi. İslâm’ın ilk yıllarında hak dîne karşı düşmanca tavırlar sergileyen bir aileydi. Amr İbnu’l-Âs (r.a.)’ın babası, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e o dönem çok ciddi bir hakaret olan ‘ebter’ diyerek Kevser Sûresi’nin inzâline sebep olan Âs Bin Vâil’dir. Amr İbnu’l- Âs (r.a.) da kabîlesinin bu tavrından etkilenerek İslâm aleyhine birçok faaliyete iştirak etti. Hem Mekke’de sözü geçerdi, hem de çok ticaret kervanına katıldığı için Mekke dışında önemli dostluklar kurmuştu. Bunlardan bir tanesi, Habeşistan’ın Hristiyan kralı Necâşî’dir. Bu dostluğu sebebiyle, nübüvvetin 7. yılında iyice ağırlaşan işkenceler sebebiyle Habeşistan’a göç eden Müslümanları geri istemek üzere Mekkelilerin Habeşistan’a gönderdikleri kafileye başkanlık yapmıştı. Ancak Necâşî, Müslümanları teslim etmeyince eli boş döndü.

Ebû Sufyan’ın ticaret kervanıyla Şam’a gittiği için Bedir Harbi’ne katılamadı. Uhud ve Hendek Savaşlarında Müslümanlar aleyhine çarpıştı. Müslümanların Hendek Savaşında galip gelmesinden sonra İslâm hakkında düşünmeye başladı. Müslümanlara karşı gelenlerin arasından yavaş yavaş ayrılıyordu. Değişen tavrı ve Müslümanlara yakınlaşması sebebiyle kendisine muhalefet edenlere:

“Siz aldanıyorsunuz! Onlar, dünyadan başka bir âleme inanırlar. Hiç şüphe etmemeli ki; her işlerinde muvaffak olurlar.” der, Hendek Savaşı’nda Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayli az bir topluluk ile kalabalık Araplara karşı nasıl başarı kazandığını hatırlatırdı. (Ahmed ibni Hanbel, Müsned)

Bazı kaynaklarda, Hendek Gazvesi’nden bir müddet sonra, Müslümanların Mekke’ye hâkim olmasından korkarak, yanında bir grupla birlikte, Habeşistan Necâşî’sine sığındığı, bu görüşmeler esnasında Necâşî’nin Amr ibnu’l-Âs (r.a.) ’a İslâm’ın doğruluğu husûsunda tesir ettiği bildirilir. (Zehebî:3, 59-63)

Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra Mekkeliler ve Müslümanlar arasında hâsıl olan sulh ortamı, birçok kişinin İslâm’a karşı inadının kırılmasına vesile olmuştu. Antlaşma görünürde Müslümanların aleyhinde, müşriklerin lehinde gibiydi. Ancak Hudeybiye Antlaşması, maddî kılıcın kınına sokulmasıyla Kur’ân’ın kalpleri fethetmeye başladığı dönüm noktasıdır. İslâmiyet’in güzellikleri ve Kur’ân-ı Kerîm’in nûru, kavmiyet taassubuyla hareket edenlerin inatlarını kırarak hükmünü icra etti. Bu dönemde asla mağlubiyeti hazmedip sindiremeyen harp dâhîsi Hâlid bin Velid ile siyaset dehası olarak ün yapan Amr ibnü’l-Âs, Kur’ân-ı Kerîm’in eşsiz tesirine mağlûp oldular. Medine’ye kendi arzularıyla giderek büyük bir teslimiyet ve bağlılıkla İslâmiyet’e tâbi  oldular. İki cihan güneşi Efendimiz (s.a.v.)’in onları görünce sevinçten gözleri parıldadı. Ashâbına dönerek: “Mekke size ciğerpârelerini gönderdi.” buyurdu. Önce Hâlid bin Velid (r.a.) îmân etti. Sonra Amr (r.a.) Efendimiz (s.a.v)’in önünde diz çöktü.Mahcûbiyetinden Peygamberimiz (s.a.v)’in gözlerine bakamıyordu. Geçmişinin muhâkemesiyle bunalan aklında bir sual vardı. İslâm’dan evvel işlediği günahlar ne olacaktı? Allah Rasûlü (s.a.v)’e bu soruyu sorunca, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Ey Amr! Biât et. Hiç şüphesiz, İslâmiyet, kendisinden önce yapılanların hesabını sormaz.” (Müslim, İman: 192)

Bu müjde üzerine Amr ibnu’l- Âs (r.a.), gözyaşları içerisinde Rasûl-i Ekrem (s.a.v)’in ellerine kapandı ve biât etti. Amr (r.a.) Müslüman olduğu anı anlatırken, bir zamanlar zarar vermek için fırsat kolladığı Rasûlullah (s.a.v.) için şu ifadeleri kullanmıştır: “O andan itibaren insanlardan hiçbirisi, bana Rasûlullah (s.a.v)’den daha sevgili ve daha yüce olmamıştır. Duyduğum saygıdan, gözlerimle doya doya ona bakamazdım. Eğer onun vasıflarını dile getirmem istense bunu yapamam. Çünkü hayranlıkla kendisine bakarken yüzünün şeklini dahî göremedim.” buyurmuştur. (el-İsâbe,3: 2-3)

Birisi Amr ibnu’l-Âs’a (r.a.), “Siz akıllı adamdınız. Niçin İslâm’a girmekte geciktiniz?” deyince o da cevap olarak:

“Biz, yaş ve bilgi bakımından, bizim önümüzde olan insanlarla beraberdik. Onların yalancılıkları, akılsızlık derecesinde idi. Rasûlullah (s.a.v.) peygamber olarak gönderilince, O’nu kabul etmediler. Bu, hepimize tatlı geldi. Onlar gidip sıra bize gelince, düşündük, inceledik ve hakkın çok açık olduğunu gördük. Böylece İslâm kalbime yerleşti. Rasûlullah’ın (s.a.v.) öldükten sonra iyilik yapana iyilik, kötülük yapana da kötülük yapılacağını söylemesini içimde doğru buldum. Bozuk ve bâtıl olan bir şeye devamda hiçbir fâide görmedim.” buyurdu.

Amr ibnu’l-Âs (r.a.) o zamana kadar Müslümanlara karşı duruşundan mahcup oluyor, bütün bunları telafi edecek, vicdan azabını dindirecek hizmet fırsatları arıyordu. En sonunda Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e gelerek: “Ya Rasûlallah, şimdiye kadar bu dîni yıkmaya çalışıyordum. Şimdi ise İslâm’a girdiğim belli olsun istiyorum.” deyince, Efendimiz (s.a.v.) “Yakında seni bir hizmete göndeririz.” buyurdular. (Vâkıdî)

Nihayet bir gün Efendimiz (s.a.v), Hz. Amr’a “Silahını kuşan, yanıma gel.” şeklinde bir haber gönderdi. Mübarek sahabe, heyecan içinde denileni yaptı. Huzura geldiğinde Efendimiz (s.a.v) ona: “Ey Amr! Seni askerî birliğin başında bir yere göndermek isterim. Senin için zenginlik dilerim. Allah sana selâmet ve ganimet versin” buyurdu. O da: “Ya Rasûlallah! Ben mal için değil, cihada katılmak, yanınızda bulunmak için, Müslüman oldum.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v): “Ey Amr! Salih kimse için hayırlı mal ne güzeldir.” buyurdu. (Fethu’r-Rabbânî, 22:340)

Efendimiz (s.a.v) tarafından bir seriyyenin başında dayıları Beli bin Ömer bin Lihaf Kabilesi üzerine gönderildi. Bu seriyyede Hz Ömer, Hz. Ebûbekir, Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.) gibi büyük sahabelere kumandanlık yaptı ve zafer ile geri döndü.

Zâtüsselâsil Seriyyesi’nden sonra Amr ibnu’l-Âs (r.a.) kendi kendine: “Rasûlullah’ın yanında benim yerim daha üstün olmasa herhalde beni Ebû Bekir ve Ömer’in başına kumandan yapmazdı.” diye bir duyguya kapıldı. Bunun doğru olup olmadığını öğrenmek istedi. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin huzuruna vardı ve: “Yâ Rasûlallah! Halkın, sana en sevgilisi kimdir?” diye sordu. Fahr-i Kâinat (s.a.v) Efendimiz: “Âişe’dir.” buyurdu. “Erkeklerden kimdir?” dedi. “Âişe’nin babasıdır.” buyurdu. “Ondan sonra kimdir?” dedi. “Ömer’dir.” buyurdu. Birkaç kez soru ve cevap şeklinde karşılıklı konuşma devam etti. Nihayet kendi isminin en sonraya bırakılmasından korkarak sustu. (Buharî-Fezâil:1488)

Mekke Fethi’ne iştirak etti. Fetihten sonra Peygamberimiz (s.a.v), Umman hükümdarına bir mektup yazdı ve bu mektubu Amr (r.a.) ile gönderdi. Hükümdar, İslâm’ı kabul edince Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Amr ibnu’l-Âs (r.a.)’ı Umman’a vali tayin etti. Efendimiz (s.a.v.) vefat ettiğinde Amr (r.a.) Umman’da bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.v)’in vefatını duyunca Medine’ye geldi. Fakat kısa bir süre sonra tekrar vazifesinin başına döndü.

Rasûlullah (s.a.v), zaman zaman Hz. Amr (r.a)’a iltifatta bulunur, onun için dua ederdi. Bu cümleden olarak bir defasında: “Âs’ın iki oğlu Hişâm ve Amr, tam ve hakîki mü’mindir.” buyurmuş, bir defasında da “Allah’ım, Amr bin Âs’a mağfiret eyle.” diye dua etmişti. (Müstedrek,3:453; Hayâtu’s-Sahâbe, 3:255)

Hz. Amr (r.a.), Allah yolunun kahraman bir mücahidiydi. Ömrü at sırtında, harp meydanlarında geçti. Hz.Ebûbekir (r.a.) zamanında dinden dönme “irtidâd” hâdiselerini bastırma hususunda büyük gayretler sarf etti. Şam’ın fethi ile vazifelendirildi. Bizanslılara karşı büyük başarılar kazandı. Hz. Hâlid bin Velid ve Ebu Ubeyde bin Cerrah ile ayrı ayrı orduları idare ederek o bölgede zaferden zafere koştular.

Hz. Ömer (r.a.) devrinde de Kudüs’ün fethinde bulundu. Şam’ın fethi tamamlanınca Mısır’ın fethi konusunda halifeden izin istedi. Hz. Ömer (r.a.) ilk önce muhalefet ettiyse de sonra Amr ibnu’l-Âs (r.a.)’ın siyasî ve askerî dehasına güvenerek müsaade etti. Mısır tamamen fethedilince de Mısır’a vali tayin edildi. Bu başarılarından dolayı “Mısır Fatihi” unvanını aldı. Mısır’da idarî ve iktisadî düzenlemelerde bulundu. Fustat şehrini kurdu. Kendi adı ile anılan Afrika kıtasındaki ilk büyük camiyi inşa ettirdi. Eski kanalı tekrar açtırarak Nil Nehri ile Kızıldeniz’i birbirine bağladı. Hz. Osman (r.a.) zamanında Mısır valiliğinden alınarak Medine’ye getirildi. Hz. Ali (r.a.) zamanında vukû bulan Hakem ve Sıffîn olaylarında halîfe ile birlikte hareket etmedi. Muâviye’nin (r.a.) valisi sıfatıyla tekrar Mısır’a döndü.

Amr (r.a.), iyi bir idareciydi. Mısır halkının her türlü işleriyle meşgul oluyordu. Halk kendisine gelip rahatlıkla meselesini anlatabiliyordu. Bir gün bir grup Mısırlı, Amr’ın (r.a.) huzuruna çıktı ve “Ey kumandan! Bizim Nil Nehri için yapageldiğimiz bir âdet var. Onu yapmazsak nehir taşmaz ve kuraklık olur.” dediler.

Amr bin Âs (r.a.), “Bu âdet nedir?” diye sordu. Onlardan bir temsilci şöyle anlattı:

“Biz haziran ayının 12. günü bekâr bir kızı, anne ve babasını razı ettikten sonra alır, güzel bir şekilde süsleriz. Sonra da onu Nil Nehri’ne atarız!”

Bu sözü dinleyen Amr’ın (r.a.) tüyleri diken diken oldu. Böyle vahşi bir âdet devam edemezdi. “İslâmiyet’te böyle bir şey yoktur. Bizim dinimiz, böyle bâtıl âdetlerin hepsini ortadan kaldırmıştır.” dedi. Onların böyle bir şey yapmalarına izin vermedi.

Mısır halkı, korku içerisinde haziran ayını beklemeye başladılar. Nihayet haziran ayı geldi. Nehir taşmadı. Aslında Nil Nehri’ne kız atmakla onun taşması arasında hiçbir bağ yoktu. Fakat şeytan onları böylece aldatıyordu.

Nehrin taşmaması üzerine halk telaşa kapıldı. Bazıları Hz. Amr (r.a.)’a gelerek, göç etmek istediklerini söylediler ve ondan izin istediler. Fakat Hz. Amr (r.a.) onlara izin vermedi. Birkaç gün beklemelerini emretti. Ve hemen Hz. Ömer (r.a.)’a bir mektup yazarak durumu izah etti.

Hz. Ömer mektubu alır almaz derhâl cevaben bir mektup yazdı. Mektubunda hulâsa olarak şöyle diyordu:

“Böyle yapmakla iyi etmişsin. Mektubun ilişiğinde sana bir yazı gönderiyorum. Onu Nil Nehri’ne at.”

Bu mektup kendisine ulaşır ulaşmaz Hz. Amr (r.a.), halifenin emrini hemen yerine getirdi. O gece Cenâb-ı Allah, Hz. Ömer (r.a.)’ın bir kerameti olarak Nil Nehri’ni yükseltti. Halk sevinç içerisindeydi. Âdeta bayram ediyordu. Çünkü hem Nil Nehri taşmış, hem de batıl bir âdet ortadan kalkmıştı. Artık nehrin taşması için çocuklarını kurban etmeyeceklerdi. (İbni Kesîr, 4:464)

Akıl, bilgi ve siyasette Araplar arasında sayılı şahsiyetlerden olan Hz. Amr (r.a.)’ın, Hz. Ömer (r.a)’ın yanında büyük bir yeri vardı. Devlet idaresindeki kabiliyetini takdir ederek “Amr dünyada kaldıkça idareci olmalıdır.”, “Amr bin Âs’ın idaresinde bulunan bir yer düzenle yürür.” derdi. Düşüncesiz veya tedbirsiz birini gördüğünde, “Ey Allah’ım, bunu da, Amr bin Âs’ı da sen yarattın.” derdi.

Kabise bin Câbir (ra), “Amr ile arkadaşlık ettim. Kur’ân-ı Kerîm’i onun gibi açık okuyan, onun gibi güzel ahlâklı, onun gibi içi dışına benzeyen birini görmedim.” der.

Hz. Amr (r.a.), gerek geç Müslüman olması gerekse vaktinin büyük bir kısmının savaşlarda geçmesi sebebiyle fazla hadis rivayet edemedi. Sadece 39 hadis rivayet etti. Fakat oğlu Abdullah (r.a.), hadis ilminin mümtaz şahsiyetlerinden birisi olma bahtiyarlığını kazandı.

Uzun bir ömür süren Hz. Amr (r.a.), Hicret’in 51. yılında Mısır’da hastalandı. İbn Şimâse el-Mehrî şöyle anlatıyor: “Ölüm döşeğinde yatmakta olan Amr İbnü’l-Âs’ı ziyaret etmeye gitmiştik. Yüzü duvara dönük olduğu halde ağlıyordu. Oğlu ise ‘Babacığım! Niçin ağlıyorsun? Hz. Peygamber sana şu şu müjdeleri vermedi mi?’diyordu. Fakat bunlara rağmen o yüzü duvara dönük olarak ağlamaya devam ediyordu. Nihayet dönerek bizlere şunları söyledi:

“Bana göre amellerimin en üstünü, Allah’tan başka ilahın olmayıp Muhammed’in de O’nun Rasûlü olduğuna dâir getirmiş olduğum şehâdettir. Ben hayatımda üç devre geçirdim. İlk dönemde, benim için Hz. Peygamber’den daha fazla buğz edilecek kimse yoktu. Onun öldürülmesini de herkesten çok ben istiyordum. Eğer bu durumda ölmüş olsaydım doğruca cehenneme girerdim. Sonra Allah Teâlâ, kalbimi İslâm’a açtı. Yanına geldiğimde Hz. Peygamber (s.a.v)’e ‘Sağ elini uzat da sana biat edeyim, ey Allah’ın Rasûlü!’ dedim. Mübarek sağ ellerini uzattıklarında da onu tutmadım. Bunun üzerine ‘Ey Amr! Elimi niçin tutmuyorsun?’ buyurdular. Ben de ‘Bir şart koşmak istiyorum.’ dedim. ‘Peki, şartın nedir?’ dediklerinde de ‘Bütün günahlarımın affolunmasını istiyorum!’ dedim. Şöyle buyurdular: ‘Ey Amr! Sen İslâmiyet’in, kendisinden önce yapılanların hepsini sildiğini bilmiyor musun? Aynı şekilde hicret ve hac da kendilerinden önceki her şeyi silerler.’ İşte o günden sonra da yanımda Hz. Peygamber’den daha sevimli ve daha büyük kimse olmadı. Eğer benden onu vasıflandırmam istenilse bunu yapabilecek gücümün olduğunu zannetmiyorum. Çünkü azametinden dolayı kendisine bir kere dahi olsun dikkatli bir şekilde bakabilmiş değilim. Eğer bu devrede ölmüş olsaydım cennetlik olacağımı umardım. Ama Hz. Peygamber’den sonra biz bazı şeylere sahip olduk. İşte bu devrede sonumun ne olacağını bilemiyorum. Öldüğümde cenazemi sesli olarak ağlayan kadınların takip etmelerine izin vermeyin. Ayrıca ateş de getirilmesin. Beni kabrime koyduğunuzda toprağı üzerime yavaş yavaş atınız. Defin işini bitirdiğinizde de kabrimin yanında bir devenin kesilip etinin paylaştırılabileceği kadar bir zaman durunuz. Böylece Rabbimin elçilerine ne cevap vereceğimi bilene kadar bana arkadaşlık yapmış olursunuz.” (Müslim, 1/76; İbn-i Sa’d, 4/258)

Amr İbnü’l-As yukarıdaki sözlerinden sonra yüzünü tekrar duvara çevirerek, “Ey Allah’ım! Sen bize emrettin; bizse bunlara uymayarak sana isyan ettik. Bize bazı şeyleri yasakladın; fakat biz bunlara da riayet etmedik. Bizleri ancak senin affın kurtarabilir.” dedi. (Müslim, Bidâye 8/26)

Amr İbnü’l-Âs, elini boynuna götürdü ve sonra da başını göğe kaldırarak şunları söyledi: “Ey Allah’ım! Ben kuvvetli biri değilim ki, sana karşı koyabileyim. Suçlu olmadığımı da söylemiyorum. Aksine suçumu itiraf ediyor ve beni bağışlamanı diliyorum. Senden başka ilah yoktur.”

Vefat edinceye kadar Amr (r.a.) devamlı bu sözleri tekrarladı. (İbn-i Sad, 4/260) Miladî 658 tarihinde bir Ramazan bayramı günü Mısır’da 90 yaşını aşmış olduğu halde vefat etti ve oğlu Abdullah tarafından defnedildi.

Allah ahlakî güzelliklerinden hisseler alabilmeyi nasip etsin.

Amin…

 

Gaye Özden |

 

4 Responses to AMR İBNU’L-ÂS (R.A.)
  1. site yönetimine teşekkür ederim çoğu zaman aradığımız şeyi sitelerde bulamıyoruz oraya buraya yönlendiriyorlar sizin sitenizin içeriği güzel daha çok güncellerseniz sevinirim

  2. merhaba admin arama motorlarında bulamadığım içeriği burada buldum teşekkür ederim size sitenizi takip listeme aldım zaman zaman ziyaret edeceğim iyi çalışmalar.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>