EN MUAZZAM AYDINLIK | Jocelyn Arevalo – ABD


EN MUAZZAM AYDINLIK | Jocelyn Arevalo – ABD

                                EN MUAZZAM AYDINLIK

Ben küçükken hiç kiliseye gitmezdim, dînim hakkında pek bir şey de bilmezdim. Hristiyanlığı dünyadaki tek din zannederdim, öyle öğretmişlerdi. İslâm, Yahudilik ya da herhangi başka bir dinden haberim yoktu. Pazar okulunda bize, Hristiyanlık tek dindir, derlerdi, biz de inanırdık.

Her şey, üvey babamın hayatımıza girmesiyle farklılaştı. O zaman ben on iki yaşındaydım ve hayatımda bu kadar güzel bir değişim olacağını hayâl bile edemezdim. Üvey babam, bize elinden geldiği kadarıyla İslâm’ı öğretmeye çalışıyordu. Onun anlattığı şeylerden dolayı, İslâm’dan o kadar çok etkilenmiştim ki; Müslüman olmamama rağmen, yaşadığımız şehirdeki Müslüman okuluna gitmek istemiştim. Okulda Arap harflerini, hattâ Fatiha’yı öğrettiler bana. Neden bahsettiğini bilmesem de bu sözleri söylemek çok güzel bir histi; çok güzel bir anlamı olduğunu hissediyordum.

DSC_0680

Müslüman olmayı çok istiyordum, fakat nedendir bilmem, bir türlü aileme söyleyemiyordum. Annem 2007 yılında Müslüman olmuştu, ben de niyetimi söylersem çok mutlu olacağını biliyordum, fakat söyleyemiyordum işte. Bana manî olan hiçbir şey olmamasına rağmen kendimi hazır hissetmiyordum henüz.

Nihayet anneme Müslüman olmak istediğimi söylediğimde çok şaşırdı, eğer ne yaptığımı biliyorsam ve dinime sahip çıkacaksam hiç tereddüt etmememi söyledi. O gece yatağımda “Hazır mıyım, din değiştirmeye yetecek kadar şey biliyor muyum?” gibi sorularla boğuşup durdum. Peygamberlerle ve İslâm’daki yerleriyle ilgili daha çok şey bilmek istiyordum; mesela İsa Peygamber (a.s.) kimdi ve İslâm’daki yeri neydi, öğrenmek istiyordum. Sorularımın hemen cevaplanmasını istiyordum.

Arkadaşlarımdan birinin annesi, beni Melek Oyludağ teyzeciğimle görüştürdü, o da bana Türkiye’deki İslamî bir kurstan bahsetti. Oraya gitmeyi kabul ettim. Yolculuk günü geldiğinde, aklım yine sorularla doluydu; uçağa binmeli miydim yoksa geri dönüp hayatımı şimdiye kadar olduğu gibi yaşamaya devam mı etmeliydim…

Aslında o uçağa binmekten ve bunun benim hakkımda en iyisi olması için dua etmekten başka seçeneğim de yoktu.

Fasl-ı Bahar’a vardığımda Haziran’ın 22’si idi. Gördüm ki; insanlar sürekli Kur’ân okuyorlardı. Çok şaşırdım çünkü Hristiyanlar, İncil’i pek okumaz. Braille alfabesiyle yazılmış Kur’ân’dan okuyan âmâ talebeleri görünce şaşkınlığım daha da arttı. Âmâ birinin yorulmadan bu kadar çok okuyabileceğini hayal bile edemezdim. İşin ilginç tarafı şuydu ki; herkes bundan çok keyif alıyordu. Derslerim başlamıştı, gayet iyi gidiyordum. Hadis ve âyetleri okuyup ezberlemeye başladım, o kadar çok not tuttum ki eve bilgi deposu gibi dönecektim. Bu Türkiye seyahati, hayat ve İslâm ile ilgili bilgi edinmemde gerçekten çok faydalı olmuştu ama yine de cevap bekleyen sorularım vardı.

5 Temmuz Cuma günü, Melek Teyzem, beni çay içmeye götürdü. Oturduk, konuştuk ve sorularımın hepsini cevapladı. Aradığım cevapların tamamını aldığım bu güzel günden sonra artık İslâm’ı kabul etmeye hazır olduğumu hissettim. O gün artık teyzeme, arkadaşlarıma ve herkese Müslüman olmak istediğimi söyledim. Çevremdeki herkes, bu kararımdan büyük memnuniyet duydular.

Büyük gün hızla yaklaşıyordu ve ben Osman Efendi’nin rehberim olacağını öğrendiğimden beri daha da heyecanlanıyordum. Burada durup, biraz, kıymetli Osman Efendi’den bahsetmem gerek:

Osman Nuri Topbaş, ümmet için çalışıp çabalayan önemli bir zât. Dünya çapında milyonlarca kişi tarafından tanınıyor. Onunla, Türkiye’ye geldiğimde tanışma imkânı buldum, yaz döneminde dinî eğitim almak için kursa gelen talebelerle ve benimle tanışmak istedi. Bu tanışmada, kendisinin İslamî bilgisinin çok derin olduğunu hissettim, görüşmemiz sona erdiğinde içim pozitif enerjiyle doluydu. Bunun, ya bu görüşmeden dolayı hissettiğim heyecandan ya da onun pozitif enerjisinden kaynaklanıyor olabileceğini düşünmüştüm. Yaz boyu katıldığım sohbetlerinde anladım ki; bu his, Osman Efendi’nin kendisinden kaynaklanıyor.

DSC_0646-1

8 Temmuz 2013 Pazartesi günü sınıfta otururken arkadaşım sınıfa daldı ve “Jocelyn, koş, alışverişe gidiyoruz.” dedi. Apar topar gittik ve Müslüman olduktan sonra giyeceğim tesettüre uygun kıyafetler aldık: Etekler, gömlekler… O kadar çok şey aldık ki inanamadım. Alışverişten döndüğümüzde Osman Efendi kursa gelmişti. Odama koşup on dakikada hazırlanmam gerekiyordu. Hazırlanıp mescide çıktım, bir de baktım ki; şehâdetime şahit olmak için bekleyen yüzlerce kişi. Heyecanlandım ve elim ayağım titremeye başladı. O kadar çok kişiyi görünce içimi bir korku kapladı, hocalarım elimden tutarak sahneye çıkardılar. Sahnede, tercümanım Nursel Oyludağ, beni bekliyordu. Elini o kadar sıkmışım ki neredeyse kıracakmışım. Fakat Osman Efendi, “Kelime-i Şehâdet”i söylemeye başlayınca muazzam bir hisle doldum. Ben arkasından tekrar ederken sanki herkes yok oldu, beyaz bir ışıkla doldu her yer, dondu kaldı her şey ve zaman durdu… Kendime geldiğimde, sanki Allah Teâlâ’nın bize bahşettiği yepyeni bir dünyaya gelmiştim. Osman Hoca Kelime-i Şehâdet getirdiğim için çok memnun olduğunu söyledi ve bana yeni bir isim verdi. Yeni ismim “Nur” olmuştu; ışık demekmiş. Osman Hoca’nın odasından çıkarken etrafımdaki insanlar, yaşlı gözlerle bana sarılıyor, öpüyor, tebrik ediyordu. Ben de yaşlı gözlerle onlara mukabele ediyordum. O zamandan beri Türkiye’de, Fasl-ı Bahar Kur’ân Kursunda dinimi öğreniyorum, inşallah İslâm’la ilgili daha çok şey öğreneceğim.

 

On Temmuz 14th, 2014, posted in: Hidayet Öyküleri, Kardeşlik Dünyası by

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>