Melek Walker – ABD

 

Melek Walker

Ben, Müslümanların radikal olduğunu, Müslüman kadınların baskı altında kaldığını ve İslam’ın tatbik edilmesi imkansız bir din olduğunu düşünerek büyüdüm. Özellikle 11 Eylül’den sonra Müslümanların kim olduğu ve bize neden saldırdıkları sorusu zihnimi meşgul etti. Ailemde bazı Müslümanlar vardı, fakat uzakta yaşıyorlardı ve pek sık görüşmüyorduk. Onlar öyle korkunç insanlar değildi, aslında gayet iyi olduklarını düşünüyordum. İslam’ın hayatımda bu kadar büyük bir rol oynayacağını o zamanlar bilemezdim. Her şey üniversiteye başlamadan önceki iki hafta içinde değişti ve Amerika’da İslam benim için hayatın bir gerçeği oldu. Allah’ın işi; Müslüman olan teyzem başlayacağım üniversitede hocaydı ve onun yanında kalacaktım.
Güney Georgia’da teyzemin yanında iki buçuk hafta yaşamak, onun İslam’ı yaşayışıyla beni şaşırtmasına yetmişti bile. Hava sıcak olmasına rağmen örtünmeyi tercih ediyordu, etrafta çok az Müslüman olmasına rağmen ibadetlerini aksatmıyordu. Müslüman olmamama rağmen disiplini, gücü ve inancıyla beni derinden etkilemişti. Bütün bunların yanı sıra son derece mütevaziydi ve bana İslam’ı kelimelerle anlatmıyor, sanki hareketleriyle ders veriyordu. Ben ise onun sahip olduğu huzuru istiyordum. Teyzeme çok ciddi bir saygı duymaya başladım, tek bir parmağını dahi oynatmasını istemiyordum artık. Yemekleri hazırlıyor, bulaşıkları yıkıyor, alışveriş yapıyor, kısaca onun üzerindeki yükü azaltmak için ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyordum. Birlikte geçirdiğimiz ilk haftanın Cuma günü geldiğinde teyzeme ve inancına duyduğum saygı icabı Cuma namazına onunla birlikte ve başım örtülü olarak gittim.

Ne giydiğimi hala hatırlıyorum; güneş sarısı bir Pakistan şalvarı, aynı renkte dizlerime kadar uzanan eflatun işlemeli bir tunik ve bunlara uyan bir eşarp. Tamamen örtünmüş ve çok rahat olmanın yanı sıra, artık kendine saygısı, özgüveni olan bir kadın olmuştum.Hiçbir erkek dönüp bana bakmadı. Artık bir nesne değil, zihni ve kalbi olan bir insandım. Örtünmenin bu kadar güzel olduğunu nereden bilebilirdim! Hem belki örtünmek aslında baskının değil, özgürlüğün bir ifadesiydi. Bir gün içinde kalbimden kalkan birçok perde oldu. Bana o gün aşikar olan şeylerin bir ömür devam etmesi duasındayım. Bir ömür inşallah… Çünkü o günden sonra başımı açmadım ve iki hafta sonra Müslüman oldum. Güney Georgia’da örtülü gezerken birtakım zorluklarla karşılaştım; mesela küçük bir kız beni görünce annesine kaçtı, sokakta insanlar tuhaf tuhaf baktılar çoğu zaman. Kalbim kırıldı, incindim ama bu zorluklar her gün başımı örtmem için beni motive eden sebepler oldu. Allah biliyor ki teyzem 18 yaşından beri bu sıkıntıları yaşıyordu ve ben 18 yaşında taze bir Müslüman olarak neler yaşadığını çok iyi anlıyordum. Bu kadar inandığı ve ona bu kadar güç veren şey neydi? Allah elbette. Çünkü biz ona doğru bir adım attığımızda O bize on adımla yaklaşır. İki hafta sonra, Amerika’daki 2000 küsur camiden birinde şehadet getirip Müslüman olacaktım. Namazdan sonra maalesef son dakikaya kadar bekledim ve cemaat dağılmaya başladı. Teyzeme belki de bir sonraki haftayı beklemem daha iyi olur dedim, teyzem ise “Haftaya hala hayatta olacağına dair bir garantin var mı?” dedi cevap olarak. Garantim yoktu. Teyzem, arkadaşına beni imama götürmesini ve şehadet getirtmesini söyledi. Doğruca imamın yanına gittik, imam “Tekbir!” dedi. Cemaat “AllahuEkber!” diye cevapladı ve o anda herkes durdu.

Ne kadar güzel bir andı… Ümmetin birliği ve gücü, Allahu Ekber ve sessizlik… Sanki zaman durmuş gibiydi. O anda mescidde aslında ne kadar çok insan olduğunu fark ettim. Bu birlik, bu güzellik beni şaşkına çevirmişti. Herkes ne kadar huzurlu, ne kadar yüce gönüllü, ne kadar aydınlıktı. Ikinci bir “Tekbir!” ve yine aynı cevap “Allahu Ekber!” Herkes imamın sözüyle olduğu yerde bekliyordu… İmam birkaç soru sordu, ardından da onun söylediklerini tekrar etmemi istedi: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûluhu.” Tabi ki Kelime-i Şehadeti düzgün söyleyemedim. Yine de artık güçleri ve gülümsemeleriyle hayatımı değiştiren bu güzel insanların bir parçasıydım. İki gün sonra Ramazan geldi. Bir insanın koca bir gün boyunca hiçbir şey yemeyip bir de bundan haz duyacağı kimin aklına gelirdi! Kendimi büyük bir bardak dolusu buz gibi suyun hayalini kurarken buldum, Allah affetsin. Müslüman cemaatin desteği, her şeyi kolaylaştırıyordu. Ramazan’ın en güzel günü, kuzenimle arkadaşlarının çokça yemek pişirip, bir arabanın arkasında çoğunluğunu Müslüman göçmenlerin oluşturduğu bir mahallede dağıttığı gündü. Kalbim eriyen kar gibiydi; kendini kendinden yıkıyor, temizliyordu. Dahası, içine düştüğüm bu huzur neydi, kalbimin ta derinliklerine neden, nasıl dokunuyordu? Bunu anlamam gerekiyordu, kime, neye, nasıl, neden inandığımı anlamam gerekiyordu. Böyle bir merak içindeydim çünkü teyzem ve kuzenim Müslümanların çoğundan farklı bir İslam yaşıyordu. Mesela, vücut hatlarını değil de sadece tenlerini örten kadınlar vardı. Eğer vücudunun şekli belli oluyorsa örtünmenin ne anlamı var diye soruyordum kendime. Bu kadınlar baskı altında olmanın sembolü değildi, ama feminizim hareketinin çarpık bir tezahürü gibi görünüyorlardı. Hem, onlar güçlü olamazsa ben nasıl güçlü olacaktım; kendi kızları nasıl güçlü olacaktı, Ümmet nasıl güçlü olacaktı?

Başka bir örnek de gördüğüm ojeli tırnaklardı. Biri bana tırnaklarımda oje olursa abdestimin, dolayısıyla da ibadetlerimin geçerli olmayacağını söylemişti. Namazda birlikte saf tuttuğum kadınların ayaklarına bakıyordum. Kırmızı, mavi, yeşil, sarı, Fransız cilası, ne ararsan vardı ve hiçbirinin ibadetleri kabul edilmiyordu… Onları yargılamak bana düşmezdi. Ancak onlar için de kendim için de korkuyordum. Ben de tırnaklarımı boyamayı seviyordum ama ibadetlerimin kabul edilmemesi pahasına değil. Ramazan’ın son günü geldiğinde bir gün daha sürmesi için ağlayarak dua eder vaziyette buldum kendimi. Oruç tutmak sıkıcı, baskıcı, imkansız bir şey değil, aksine arındırıcı ve yücelticiydi. Bir sürü sağlam Müslüman tanıdım, sanki bir ömür birlikteymişiz gibi yakın ve sıcaktık birbirimize. Hepimiz türlü zorluklarla imtihan ediliyor ve -Allah şahittir- hepsinin altından yine Allah’a dayanarak kalkıyorduk.

Yazan: MELEK WALKER

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>