İmam-ı Nevevi


İmam-ı Nevevi

 

İmam-ı Nevevi

İlimden bir dağ, nurdan bir deniz, hidayetten bir bahçe olan İmam Nevevî, İslâm’a hizmetle şereflenmiş ünlü bir hadis âlimi ve İslâm hukukçusudur.

Suriye’nin Havran bölgesindeki Neva köyünde doğan bu hâfız-ı Kur’ân’ın asıl ismi, Ebû Zekeriyya Yahya ibni Şeref ibni Nuri en-Nevevî’dir. Köyüne nispetle en-Nevevî veya en-Nevavî diye anılmıştır. İslâm’a olan hizmetleri sebebiyle, kendisine dini ihyâ eden kimse anlamına gelen, “Muhyiddîn” lâkabı verilmiştir. Övülmekten hoşlanmayan Nevevî, dinin her zaman dipdiri olduğunu, kimsenin ihyâsına ihtiyacı bulunmadığını belirterek kendisini bu lâkaptan tenzîh eder ve kendisini “Muhyiddîn” diye çağıranlara da hakkını helal etmeyeceğini söylerdi.

Nevevî, 10 yaşına basınca babasının dükkânında çalışmaya başladı. Lâkin o ticaretle uğraşmayı sevmediği gibi arkadaşlarıyla oyun oynamaktan da hoşlanmazdı. Dönemin evliyâlarından olan Yâsin ibni Yusuf el-Merakeşî, Neva’ya geldiği bir gün, çocukların oyun oynayalım diye zorlamasına rağmen, Nevevî’nin onlardan kurtulup Kur’ân okuduğunu gördü. Ondaki cevheri fark edip babasına oğlunda büyük bir cevher olduğunu, onu ilim tahsiline yönlendirmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine babası, 19 yaşındaki Nevevî’yi Dımaşk’a getirip Rehaviyye Medresesi’ne yerleştirdi.

El-  Eşrefiyye isimli dârulhadîste eğitim aldı. Uzun uzun senetler ezberleyip, cilt cilt kitaplar okudu. Bir sene içerisinde “El Mühezzeb” ile “ Et-Tenbih” isimli kitapları ezberledi. İki yıl sonra babasıyla beraber hacca gitti. Medîne-i Münevvere’de 1,5 ay kalarak oradaki âlimlerin derslerine katıldı ve onlardan da ilmî yönden istifade etti. Orada da her gün on iki ayrı hocadan lûgat, sarf, nahiv, fıkıh, hadis, kelâm gibi konularda on çeşit ders alıyordu. Bizzat kendisinin ifadesine göre, ilme olan iştiyâkı sebebiyle iki yıl boyunca hiç yere uzanıp yatmadı. Uykusu gelince kitaplarına yaslanarak biraz uyuklar, sonra kaldığı yerden okumaya devam ederdi. Böyle gayretle çalışmasının neticesinde Cenâb-ı Hakk’ın inâyeti ve rahmetiyle yirmi yaşında kitap yazmaya başladı. Kitaplarını deliller ve görüşler ile açıklayarak “El Mühezzeb” kitabının şerhi olan “El-Mecmû” kitabını ribâ bahsine kadar yazmış fakat kitabı tamamlayamadan vefat etmiştir. İmam Nevevî, kitaplarında Şafiî mezhebinin esaslarını ele aldığı için, Şafiî mezhebi âlimleri onun kitaplarına ve sözlerine çok itimat ederdi. Nevevî’nin El Minhâc isimli kitabının birçok şerhi yapılmıştır. Bu kitaplar ise, el Muğnî, el-Muhtâc, Tuhfetü’l-Muhtâc ve Nihâyetü’l-Muhtâc’dır. İmam Nevevî, başta fıkıh olmak üzere birçok ilimde derinleşince, şöhreti ve nâmı en uzak ülkelere kadar ulaşmıştı. Endonezya halkından 240 kişi İmam Nevevî’nin fıkha vukûfu sebebiyle Şafiî mezhebine mensup olmuşlardır. İmam Nevevî, 13 senede 35 kitap yazmıştır. Bu kitapları okuyup anlayabilmemiz için en az elli yılımızı vermemiz gerekir kanaatindeyim.

İmam Nevevî’nin ilim konusundaki derinliği kadar manevî tekâmülü de dillere destandır. Zühd ve takva üzere bir hayat sürmeyi kendisine şiâr edinmiştir. Yemek, içmek, giyinmek gibi keyfiyetlere itibar etmezdi. Hattâ Efendimiz (s.a.v.)’in karpuzu nasıl yediğini bilmediği için ömrü boyunca hiç karpuz yemediği rivayet edilir. Şam’ın meyvesi boldu. Buna rağmen o meyvelerden yemezdi. Sebebi sorulduğunda ise meyvelerin üzerinde birçok kişinin mülkiyet hakkı olduğu için şer’an şüpheli gördüğünü ifade ederdi. Hiç kimseden hediye kabul etmezdi, etse bile ihtiyacı kadar olanı alır, gerisini hediyenin sahibine iâde ederdi.

Allah yolunda kınanmaktan da korkmazdı. Sultan Zahir Baybars, Tatar Savaşı’ndan dönüp Şam’da devlete ait arazilerin olduğunu öğrenince hemen kuşatma emri verdi. Bu kuşatmadan zarar gören halk, İmam Nevevî’ye başvurdu. Bunun üzerine İmam Nevevî, sultana bir mektup yazdı. Mektupta, bu kuşatmanın birçok zarara sebebiyet verdiği, halkın mağdur bırakıldığı yazıyordu. Sultan, mektubu okuyunca çok sinirlendi ve derhal maaşının kesilmesini emretti. Böyle bir maaşı olmadığı söylenince daha da kızdı ve İmam Nevevî’yi kendi hâline bırakmaya karar verdi. Ancak İmam Nevevî, sultanın kuşatmayı kaldırmaması üzerine, bizzat saraya giderek sultan ile yüz yüze görüştü. Görüşme sırasında İmam Nevevî’nin emredici tarzdaki ağır konuşma üslûbu herkesin dikkatini çekti. İmam Nevevî, saraydan ayrıldıktan sonra, çevresindekiler sultana neden İmam Nevevî’ye bir şey yapmadığını sordular. Sultan cevaben “Vallahi imamın yanında çok heybetli bir aslan gördüm, eğer ona zarar verseydim beni yerdi.” dedi. Bu hadiseden sonra sultan kuşatmayı kaldırdı ve Allah’ın izniyle, halk, sultanın şerrine galip geldi.

Birçok medresede hocalık yapan Nevevî, 665 yılında Ebu Şâme El-Makdisî’nin vefatıyla boşalan Eşrefiyye Darülhadîsi şeyhliğine getirildi ve ölümüne kadar bu vazifede kaldı.

Vefatına yakın bir zamanda sohbet meclisinde iken bir adam gelmiş ve onunla konuşmak istemişti. İmam Nevevî, o adama “Sende olanı gizle.” dedi.  Nevevî gittikten sonra cemaat o adama İmam Nevevî’ye ne diyeceğini sordu. Adam bir rüya gördüğünü, rüyasında davulların çaldığını ve bugün Nevevî’nin günü denildiğini söyledi.

Nevevî, 676 yılında kendisine sefer izni çıktığını söyleyerek şeyhinin ve hocalarının kabirlerini ziyaret etti, çevresindekilerle vedalaştı, kitaplarını medreseye vakfetti. Son olarak Kudüs’ü de ziyaret ettikten sonra köyüne döndü. Orada hastalandı ve vefat etti. Vefat haberi Şam ve civarındaki beldelere ulaşınca insanlar derinden sarsıldılar. Zühd ve takvada zirve olmuş böyle mümtaz bir şahsiyetin arkasından ağlayıp üzülmemek ne mümkündü.

Hattâ rivayet olunur ki; İmam Suyutî, İmam Nevevî’yi görmek için Mısır’dan gelmişti. Kendisine Nevevî’nin Şam’a gittiği ve bir daha dönmeyeceği söylendi. Ertesi gün İmam Nevevî’nin vefat haberi gelince, İmam Suyutî çok üzülmüş ve başını onun oturduğu mindere koyup içlenmişti.

İmam Nevevî, vefatından önce kabrinin üzerine bir şey konulmamasını vasiyet etti. Kabrinin üzerine bir şey konulsa da üzerinde durmuyor ve düşüyordu. Allah Teâlâ, İmam Nevevî’nin kabrini güzel bir kubbe ile süsledi, kabrin üzerinde de kocaman bir ağaç yeşerdi. Neva’daki bu meşhur kabir, her yerden farklı insanlar tarafından ziyaret edilegelmektedir.

On Temmuz 16th, 2014, posted in: İslam Şahsiyetleri, İslam Şahsiyetleri by

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>