İSLÂMA YOLCULUĞUM | Mansur Granados Pascual, BREZİLYA


İSLÂMA YOLCULUĞUM | Mansur Granados Pascual, BREZİLYA

Brezilya’nın küçük bir kasabasında dünyaya geldim. Ailem Katolik olmasına rağmen günlük hayatlarında dînî esasları uygulamıyorlardı. Kiliseye bile sadece düğün ve cenaze merasimlerinde giderlerdi. İlköğretimi Katolik bir okulda tamamladım. Bunun asıl sebebi, bölgedeki diğer okullara nazaran daha kaliteli bir eğitim sunmaları idi. Dinî vecibeleri uygulamıyor olmama rağmen ailem bu hususta rahattı, bana herhangi bir baskı yapmıyordu. Katolik öğretilerinin sunduğu teslis inancı, azizleri yüceltip onlara karşı aşırı hürmet gösterme ve Hz. Meryem kavramı, beni tatmin edip imanımı kuvvetlendirmek yerine aklımı daha çok karıştırıyordu.

Çocukluğumdan itibaren kendimi, sanki bulunduğum ortama ait değilmişim gibi hissediyordum. İçinde yetiştiğim çevre ve hayat tarzımız, bana çok farklı geliyordu ve küçük yaştan itibaren kendimi bunlardan hep uzak hissediyordum. Bundan dolayı, kendimi ait hissedebileceğim ve kendim olabileceğim bir ortam arayışı içindeydim. Olgunlaştıkça, muhtemelen içimde beslediğim yabancılık duygusu sebebiyle ve gönlüme hitap eden bir şey bulurum ümidiyle, çevremdeki diğer kültür ve medeniyetleri araştırmaya başladım.

endulus - kenardaki imza silinmeli

 

Brezilya’da doğup büyümeme rağmen, kökenim İspanya’ya dayanıyor. Babam aslen İspanyol’du. Ben 10 yaşındayken annemle ve babamla İspanya’ya ziyarete gitmiştik. Orada birkaç tarihî anıtı ve müzeyi ziyaret ettik. Doğrusu İspanya’nın zengin tarihi beni büyülemişti. Beni en çok etkileyen eserler, Endülüs döneminden kalan camiler ve saraylardı. Kendimi Endülüs hakkında düşünmekten geri alamıyordum. Onlar kimdi ve neden bu kadar uzağa gelmişlerdi?

 

Birkaç yıl sonra tekrar İspanya’ya gitme imkânı buldum. Daha olgun olmam sebebiyle Endülüs tarihini, toplumunu ve dinlerini daha iyi araştırıp anlama fırsatım oldu. Bu vesileyle İslâmiyet’le tanıştım. Brezilya’ya döner dönmez İslâm ve Müslümanlar hakkında elime geçen her şeyi okumaya başladım. Aynı zamanda başka kültürler hakkında okumayı da seviyordum. Ama İslâm medeniyeti ve kültürü, dikkatimi daha çok celbetti.

 

 

Velhâsıl, İslâm hakkında epey bir şeyler okudum. 18 yaşındayken, şehirdeki camide kılınacak olan cuma namazına davet edildim. Bu davet, Müslümanlarla ilk kez bir araya gelmeme vesile oldu. O sıralarda Müslüman toplumu bugüne göre çok daha zayıftı, camide daimî vazifeli bir imam bile yoktu. İmam, cuma namazını kıldırmak için başka bir şehirden gelir, namazdan sonra yaşadığı şehre geri dönerdi. Namaza katılan cemaat ise, sadece bir avuç insandan ibaretti. Bu ilk tecrübem, bende inanılmaz yoğun ve güçlü hisler uyandırdı. Cami nerdeyse boştu. Buna rağmen yine de bana farklı bir huzur ve sükûnet verdi. Bu ilk tecrübeden sonra, her cuma günü namaza katılmaya başladım ve namazdan sonra günün büyük bir kısmını imamla sohbet ederek geçirdim. İsmi Shaykh Ahmed Saleh Mahairi olan imam, Suriyeliydi ve son derece nazik ve güzel ahlâklı bir kimseydi. Kendisine İslâm hakkındaki bütün soru ve şüphelerimi yöneltirdim, o da güzel bir üslûpla cevaplardı. İslâm dininin emrettiği manevî ve ahlâkî kuralların, fıtratım ile bir âhenk içinde olduğunu fark ettim. İslâmî ilimlerin, İslâm kültürünün ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hayatı hakkındaki bilgilerin zamanımıza kadar muhafaza edilmesine hayran oldum. Bütün bunların bir parçası olma arzusu gönlümde gittikçe büyüdü.

Bu minvalde geçen birkaç aydan sonra, bir akşam bir sebeple camide toplanmıştık. Shaykh Mahairi ile konuşurken ona aradığım dinin İslâm olduğunu ve kendimi teslim olmaya hazır hissettiğimi söyledim. Orada bulunan birkaç kişinin şahitliği ile Kelime-i Şehâdet getirdim. Gönlüm aradığı huzura nihayet ermişti.

 

Hayatımda olabilecek değişikliklerin farkındaydım. Bütün dinî yükümlülüklerimi bilmeme rağmen, yine de alışmak ve bu bilgileri hayata geçirmek zaman aldı.

Brezilya’da İslamî bir hayat yaşamak hiç de kolay değildi. Çok şükür, ailem durumu kabullenmişti ama yine de ele alınması gereken birkaç sorun vardı. Örneğin, helâl gıda bulmak çok zordu ve ihtilat ortamından sakınmak da pek mümkün olmuyordu. İnsanlar bizim manevî ihtiyaçlarımızı anlamıyor, garip ve yabancı buluyorlardı. Kur’ân’a ve Efendimiz (s.a.v)’in sünnetine uymak ve bağlı kalmak, gerçekten zor bir imtihandı.

Brezilya’da istikamet üzere İslamî bir hayat sürdürmek hiç kolay değildi. Ama çok şükür bana zorluk çıkartmak yerine anlayış gösteren bir ailem ve desteği ile daima yanımda olan imam efendi vardı. Cami imamı, Müslüman olduğum ilk yıllarda bana her zaman destek olur, nasihatlerde bulunur, ilmimin artması için kitap temin ederdi. Bunun yanısıra tebliğ için şehrimize gelen birçok güzel din kardeşimle tanışmak da, bana çok kıymetli bir gerçeği öğretti. Dinin güzel hususiyetlerini ve İslamî kültürü zamanımızda bile koruyabilir ve ona uygun yaşayabilirdik. Netice olarak, ben de imanımı koruyabildim. Bütün bunlar olmadan sebat etmek ve dinimi korumak, muhtemelen çok zor olurdu.

 

Cenâb-ı Hak, birkaç yıl sonra hayalimi gerçekleştirip Müslüman bir ülkeye hicret etme nimetini sundu. Brezilya’da Müslüman olarak yaşamak -her ne kadar bazen zor olsa da- mümkündü. Ama ben imanımın güçlenmesi için Müslüman bir toplumda yaşamak gerektiğini düşünüyordum. Ahmet Garcia adında, sonradan Müslüman olan bir arkadaşım vesilesiyle Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin yazdığı İslamî kitapları tercüme etmeye başladım. Böylece içimde Osman Efendi’ye karşı her gün artan bir ilgi ve onunla tanışma arzusu hâsıl oldu.

Nihayet 2012 yılının Şubat ayında bir aylığına Türkiye’ye gelmek nasip oldu. Osman Efendi ile tanışıp kendisine hayatım hakkında kısa bir malumat verdim. Kendileri benim İstanbul’da kalmamı tavsiye ettiler. Bu vesileyle daha rahat bir İslamî hayat yaşayabileceğimi ve Brezilya’daki fitnelerden uzak olma imkânına sahip olacağımı söylediler. Benim için hiç de kolay bir karar değildi, birkaç gün yoğun bir tefekkür ve kendimle mücadele sürecinden geçtim. Bu günlerimi mümkün mertebe Osman Efendi’ye yakın geçirmeye gayret ettim ve anladım ki; kendisi Allah’a yakın olan sâlih kimselerin özelliklerini taşımaktadır. Bunu fark etmem, olumlu karar vermemde bana güç verdi. Çünkü ben de böyle sâlih kimselere yakın olma arzusu içindeydim. Böylelikle Brezilya’da benim dönmemi bekleyen herkese, aileme, patronuma ve arkadaşlarıma dönmeme kararımı bildirdim. Bu vesileyle hayatımda yepyeni bir sayfa açtım. İlerleyen zamanlarda Osman Efendi evlenmemi tavsiye etti. Bu, diğerine göre daha zor bir karardı, ama ben zaten hayatımı daha iyi bir hale getirmek için yeni bir sayfa açmıştım. Bu sebeple kabul etmeye karar verdim. Zira hayatımı Müslüman bir ülkede kurmak ve devam ettirmek istememin sebebi, İslâm’ı daha güzel yaşamak idi ve evlilik dinin yarısını teşkil ediyordu.

İşte benim hikâyem bu. İslâm’a girişim, hicretim, evliliğim.

Şimdi, yaptığım her şeyi Allah için yapmaya çalışıyorum ve Allah’a şimdiye kadar olduğu gibi şimdiden sonra da yolumu aydınlatması için dua ediyorum.

 

On Temmuz 14th, 2014, posted in: Hidayet Öyküleri, Kardeşlik Dünyası by

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>