Karmaşadan Huzura: NİJERYA

nijerya_bayragi

Nijerya, Batı Afrika’da yer alan ve güneyindeki Gine Körfezi’ne sınırı olan bir ülkedir. Batıda Benin Cumhuriyeti, doğuda Çad ve Kamerun, kuzeyde ise Nijer’le komşudur. Ülkede en büyük ve etkili üç etnik grup, Hausa, Igbo ve Yoruba’dır. Ülke, “Nijerya” adını topraklarını baştan başa kateden Nijer Nehri’nden almaktadır.

İSLAMIN NİJERYAYA GELİŞİ

Dinî kaynaklara göre İslam’ın Nijerya’ya gelişi, Bornu Kralı İdris Aluma’nın hükümranlığı (1571-1603) dönemindedir. Halkın büyük kısmı, eski dinlerine devam etmekle birlikte, yönetici kesimin büyük bir çoğunluğu ise bu dönemde İslam’ı kabul etmiştir.

Kral İdris Aluma, ülkede şer’î mahkemeler tesis etmiş, camiler yaptırmış, ayrıca Mekke’de misafirhaneler açarak İslam’ın ülkesinde yaygınlaşmasını sağlamıştır.

16. yüzyılda İslam, ülkenin kuzeyindeki büyük şehirlere yayılmış, sonraları kırsal kesimlerde ve “Orta Kemer” denilen bölgenin yüksek yerlerinde ilerleyişine devam etmiştir.

19. yüzyılda hızlanmaya başlayan sömürgecilik hareketleri esnasında, İslam toplumu ve Hristiyan sömürgeciler arasında yapılan bir anlaşmayla, Kuzey Müslüman bölgesinde Hristiyanlaştırma çalışmalarının yapılmayacağına dair ortak bir karar almıştır.

Ancak buna rağmen 1990’lı yıllarda, Orta Kemer’de, aynı aileye mensup hem Müslüman hem de Hristiyan bireylere rastlanmıştır. Hâlihazırda her iki dinin temsilcileri de dinlerini yayma çalışmalarına devam etmektedirler.

İslam’ın Nijerya’ya çok daha önceleri geldiğini savunan kaynaklar da mevcuttur. Nijerya doğumlu Müslüman âlim Şeyh Dr. Ebu Abdullah Abdu’l-Fettah Adelabu, İslam’ın Sahra altı ülkelerine Hicret’in ilk yüzyılında geldiği fikrini savunmaktadır.

Ona göre İslam, Emevîler döneminde fetihlerle bütün Kuzey Afrika’ya ulaşan sahabe Ukbe Bin Nafi’nin (622-683) seferleri ve Müslüman tüccarlar vasıtasıyla gelmiştir. Şeyh Adelabu, bu tezini Arap antropolog Abduhû Bedevî’nin, İslam’ın gelişmiş Abbasî medeniyetinin de etkisiyle yaşanan göçler neticesinde 9. yüzyılda Sahraaltı’na doğru yayıldığı görüşüyle desteklemektedir.

Yine ona göre, İslam tarihinde hükümdarları Halife ünvanını taşıyan ikinci büyük yönetim olan Abbasî Hanedanlığı (750- 1258), Müslümanlar için güvenli bir ortam sağlamıştır. Bu sayede Müslümanlar, Nil’den Nijer’e, Sahra’dan Benue’ye kadar Afrika’nın düzlüklerinde huzur ve rahatlık içinde seyahat etmişlerdir.

NİJERYADA İSLAMIN BUGÜNÜ

İslam’ın Nijerya toplumundaki yerini anlamak için, iki özelliğini bilmek şarttır. Bunlar, İslam’ın toplumda yerleşmiş olan geleneklerle bütünleşme derecesi ve Nijerya’nın çoğulcu toplumuna sağladığı katkıdır.

Nijerya’da İslam, günlük hayatta etkili bir unsurdur. Büyük toplantılar, duayla başlayıp duayla bitirilir. Herkes, en az bilmesi gereken Arapça dua ve sûreleri bilir ve en azından İslam’ın beş şartını uygulayabilecek kadar bilgi sahibidir.

Büyük çoğunluğu Sünnî olan halk, hukukî meselelerin halk mahkemelerinde İslam âlimlerinin danışmanlığında halledilmesinden dolayı, Malikî mezhebinin fıkhî hükümlerini temel seviyede bilir. Ülkede tabiî olunan diğer mezhep ise, Hz. Peygamber’in (s.a.v) halifelerinin, seçilmiş kişilerden değil “Ehl-i Beyt”ten olması gerektiğini savunan Şiî mezhebidir.

Her yerleşim bölgesinde en az bir cami vardır. Büyük yerleşim bölgelerindeki camilerde cemaat oldukça fazladır. Bilhassa cuma namazlarında halk ve yönetici kesim, birlik ve eşitlik hissiyatıyla saf tutar.

Nijerya’da iyi bir Müslüman olarak tanınmak, dinî bilgisini arttırmak, münferit olarak ya da ailecek hacca gitmek, halk içinde itibarı arttıran özelliklerdir. Günlük hayatlarını İslam’ın gerektirdiği şekilde tanzim edebilenlere de derin bir saygı duyulur.

Nijerya Müslümanları kendi aralarında iyi bir şekilde teşkilatlanamamışlardır. Nijeryalı Müslümanlarda, geleneklere bağlı ailelerin oluşturduğu bir yönetici grubu vardır. Bu grup, – eskiden beri yapageldikleri şekilde- erkek çocuklarını yurt içinde ve yurt dışında dinî ilimler ve hususen İslam hukuku alanlarında okutup camilerde ve İslami mahkemelerde önemli pozisyonlara yerleştirmektedir.

Bu şekilde yetişen din adamları, yüzyıllar boyunca yöneticilerin, makam sahiplerinin ve büyük şehirlerdeki zengin tüccar ailelerin dinî ve hukukî danışmanlığını yapmışlardır.

Halk kesiminden insanlar ise sorunlarını çözmek için dinî eğitimlerine devam eden kişilere danışırlar. Bu müstakbel âlimler, bulundukları bölgelerdeki hocalardan ders alır, dinî merasimlerde vazife yapar ya da dinî eğitimlerini mutasavvıf olma yolunda kullanırlar. Tasavvufa dayanan din kardeşliği, özellikle büyük şehirlerde daha yaygındır. Nijerya’da etkili tarikatlar olan Kadirî ve Ticânî tarikatlarına mensup olanların kurduğu camiler ve devlet destekli okullar da bulunmaktadır. Nijerya’nın kuzeyinde ve Orta Kemer’de İslam’ın yayılmasında bu tarikatların büyük rolü olmuştur.

Nijerya’da halkın farklı dinlere mensup olması, çatışma unsuru olabilmektedir. Ancak İslam yayıldığı kuzey ve Orta Kemer bölgelerinde bir araya getirici bir güç olmuştur. İslamî akîdenin ve ibadetlerin, ailevî hayattan kıyafete, yiyeceklerden davranışlara ve şahsî niteliklere kadar uzanan geniş bir etki alanı olmuştur. Bu etki, kuzeydeki halkın kendini çok daha büyük bir kültürel geleneğin parçası olarak görmesine sebep olmuştur.

1978’de anayasa ile ilgili düzenlenen konferansta, Müslüman delegeler fikir birliği ederek bir İslamî mahkeme talebinde bulunmuşlar fakat talepleri reddedilmiştir. Ancak 1990’a kadar bu konudaki isteklerini ısrarla ifade etmeye devam etmişlerdir. Buna rağmen 1990’a kadar bu konuda ısrarcı olmuşlardır. Kuzey bölgesindeki gayrimüslimler, topluma uyum sağlayabilmek için kiliselerde, toplantılarda, hatta iş yerlerinde hemen hemen soyutlanmış bir hayat sürmüşlerdir.

Buna mukabil Müslüman olmak, toplum tarafından tam olarak kabul edilmek için bir gereklilik haline gelmiştir. Orta Kemer halkı, bilhassa siyaset ve iş alanında hedefleri olanlar, Müslüman olmayı tercih etmiştir. Bu durumun bir istisnası Plateau Eyaleti’dir. Başkent Jos’ta iki inanç hemen hemen eşit çoğunluktadır. İki dinin mensupları arasında geniş çaplı bir uyum söz konusudur.

MÜSLÜMANLARIN MANEVÎ LİDERİ  SA’D EBÛBEKİR

Sokoto Sultanı III. Sa’d Ebubekir Hazretleri, Nijerya’daki Sokoto cemaatinin manevî varisidir. Kendisi, Nijerya Din İşleri Yüksek Konseyi Başkanı ve aynı zamanda Nijerya nüfusunun yarısına tekabül eden 70 milyon Müslüman’ın da fahrî lideridir.

Nijerya ordusunda 31 yıl görev yapan Sa’d Ebûbekir, 2005 yılında Nijerya’ya dönmeden önce üç yıl Pakistan’da Nijerya Savunma Ataşesi olarak bulunmuştur. 2006 yılının Kasım ayında da Müslümanların lideri olarak göreve başlamıştır.

Daima farklı dinlere mensup halklar arasındaki dinî uyumun ve Müslüman-Hristiyan münasebetlerinin iyileştirilmesinin açık sözlü bir savunucusu olmuştur. Bunun yanı sıra, kuzey bölgelerindeki kırsal kesimlerin alt yapısının iyileştirilememesi yüzünden yerel yönetimlere yönelttiği eleştirilerle de tanınmaktadır.

MÜSLÜMANLARIN YAŞADIĞI ZORLUKLAR

Yozlaşma:  Devlet memuru olan ya da zengin olan Müslümanlar, fakir Müslümanların şartlarının iyileştirilmesi ya da İslam’ın gelişmesi için hiçbir şey yapmamaktadır. Üniversite ve hastaneler, hükümetten ödenek alamadıkları için greve gitmektedir. Hizmet alamayan fakir halk, bu durumdan dolayı mağdur olmaktadır. Zenginler ve devlet memurları ise çocuklarını devlet okullarına göndermedikleri ve devlet hastanelerine de gitmedikleri için bu konunun ç ö z ü m ü i ç i n g e r e k l i g a y r e t göstermemektedirler.

Müslümanlar Arasındaki Ayrımcılık ve Merhametsizlik: Nijerya’da bir çok Müslüman dilenci vardır ama Hristiyan bir dilenci görmek mümkün değildir. Ülkede olan her türlü kriz, Müslümanlara atfedilir. Bazen bu olaylar öyle bir dereceye gelir ki, Müslümanlar birbirlerini katletmeye kadar giderler. İslamî Bilginin Yetersiz Olması: Üniversitelerde ve sâir okullarda, Müslüman gençlerin çoğunluğu, kendilerini Allah’tan uzaklaştıran modern çağın öğretilerini öğrenmektedir. Bundan dolayı pek çok Müslüman; giyim kuşam, müzik zevki, filmler, gece hayatı, israf gibi önemli hususlarda Hristiyan davranış şekillerinden etkilenmektedir.

NİJERYA MÜSLÜMANLARININ SORUNLARINA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Müslümanlar, dinlerini çok iyi öğrenmeli, dünyevî hiçbir şeyin onları yollarından “Sırât-ı Müstakîm”den çeviremeyeceği bir duruma gelmelidirler.

Eğitim sistemi; öğrencilerin liseden üniversiteye geçiş döneminde dinî eğitim almalarını sağlayacak şekilde değiştirilmelidir.  Nijeryalı Müslümanlar birleşmeli,  birbirlerine karşı merhametli olmalı ve ihtiyaçlı olanlara yardım ellerini uzatmayı öğrenmeleri gerekiyor.

Nijerya’nın huzurlu bir geleceğe sahip olabilmesi, mevcut dinî grupların birbirlerini nasıl değerlendirdiğine de bağlıdır. Müslümanların ve Hristiyanların eşit çoğunlukta olduğu bir ülkede, çocuklara iletişim ve uzlaşma dersleri verilmesi hayati bir önem arz etmektedir. İçinde bulunulan durum, Nijerya’daki okullara büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Gençlere, başka bir inanca mensup insanlara nasıl davranmaları gerektiğine dair doğru bir eğitim verilmelidir. Bu eğitim, halk arasında şiddetin  engellenmesi için büyük bir önem arz etmektedir.

İletişim, insanın kendi hikayesini korkmadan, kızmadan ve sırası geldiğinde karşı tarafın söyleyeceklerini de dinleyerek anlatmak demektir. İletişim, karşısındakinin muhatabı olabilme becerisidir.

Aynı zamanda da insanı insan yapan dinî bir esastır. İletişim; sokaklarda savaşan, sadece şiddet gösterileriyle kendini ifade edebilen çetelerle değil, farklı kimlikleri, milletleri, cinsiyetleri, futbol takımları, inançları ile bir arada yaşayabilen, kendi hikayesini anlatabilen insanlar demektir.

Farklılık; bir tehdit değil, zenginliktir. Bugün Nijerya’da yaşanan dinî anlaşmazlıkları geride bırakamama sorunu; sadece hükümetin değil, okulların ve üniversitelerin, iş adamlarının, dinî liderlerin ve kendi çevreleri içinde barışa giden yolu bulma çabası içinde olanların da sorunu olmalıdır. Bu sorunun çözümünde uluslararası toplumun da rolü vardır. Her ne kadar Afrika’nın sorunlarını Afrikalılar çözmeliyse de Nijerya’nın problemi küresel bir problem hâlini almıştır.

Nijerya’nın geçmişinin, geleneklerinin ve din farklılığının oluşturduğu metafor, üç çamurlu akarsu gibi birleşip sınır tanımayan bir sivil kargaşa nehri oluşturmaktadır. Böyle bir durumda, uluslar dayanışma içinde olmalıdır.  Kötülük temelli din, ancak şiddet diliyle konuşur ve şiddete çağırır. İyilik temelli din ise eşit derecede ikna edici, uluslar üstü bir bakış açısı ve umut verici mesajlar içerir.

Allah’a İslam’ı koruması ve tüm dünyaya yayması için dua ediyorum.

Allah, Müslümanlar olarak yaşadığımız sorunların üstesinden gelmemizi ve liderlerimizin bugüne kadar yaptıkları hatalarından dönmelerini nasip etsin.

Allah bütün Müslümanları, bütün ümmet-i Muhammed’i doğru yola eriştirsin.

Amin.

Yazan: Fatma Saleh

On Nisan 10th, 2014, posted in: İslam Dünyası, Kardeşlik Dünyası by

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>