Modernite ve İslam: GANA

gana-bayragiGana Cumhuriyeti, bir Batı Afrika ülkesidir. Güneyinde Atlas Okyanusu yer alır. Fildişi Sahili, Burkina Faso ve Togo ile komşudur. Topraklarında, sömürgecilik dönemi öncesinde Gana İmparatorluğu, Ashanti, Fante gibi eski krallıklar hüküm sürmüştür.

15. yüzyılda Portekizliler’in gelişiyle Avrupa ülkeleriyle ticaret artmış, İngilizler 1874′te burada bir koloni kurmuşlardır. Gana, 1957′de İngiltere’den bağımsız hale gelmiştir.

Gana topraklarındaki Akosombo Barajı (Volta Gölü), dünyanın en büyük yapay su deposudur. Baraj, Beyaz Volta ve Siyah Volta nehirlerinin üzerine kurulmuştur. En kuzeyi ile en güneyi arasındaki mesafe 520 km kadardır. Gana’nın başlıca ihraç ürünleri; altın, kakao, manganez, boksit, elmas, ağaç kütüğüdür.

Güncel nüfus sayım bilgilerine göre Gana nüfusu 24 milyondur ve bu rakamın %16- 17’si Müslümandır. Özellikle Kuzey’deki Müslüman yoğunluğuna ve Güney şehirlerdeki kalabalık Müslüman yerleşimlere bakılırsa bu oranın bu bölgelerde %40-50’lerde olması gerekir.

Son üç nüfus sayımında Gana nüfusu sürekli bir artış göstermiştir. Müslüman nüfus da bu artışa doğru orantılı olarak artmaktadır. Uzun süredir Müslümanların ülkenin ikinci büyük topluluğu olduğu söyleniyor olsa da tarih bize Gana’nın çoğunluğunun Müslüman olduğu günlerden bahsetmektedir.

GANADA İSLAM

İslam’ın, 9. yüzyılda Eski Gana’ya ve Batı Afrika’ya yayılması, esasen Kuzey Afrika’lı Müslüman tüccarların ticaret amaçlı seyahatleri ile gerçekleşmiştir. Batı Sudan’da bulunan Mali ve Songhai İmparatorlukları da, Eski Gana’nın İslam’ı kabul etmesinden sonra bu dini benimsemiştir. Ülkenin kuzeydoğu bölgesini İslamî açıdan etkileyen diğer unsurlar, 16. yüzyıldan itibaren yoğun bir şekilde bölgeye gelen Müslüman Hausa tüccarları ve 19. yüzyılın başlarında “Osman dan Fodio”dan kaçan muhacirlerdir.

Ganalı Müslümanların çoğu Sünnîdir ve Malikî mezhebine mensuptur. ”Dinî Hayat ve Kamu” konulu Pew Forum anketine göre halkın %51’I Sünnî, %16’sı Ahmedî, %8’i ise Şiî’dir. Geri kalanlar ise kendilerini herhangi bir gruba mensup olarak görmez. Tasavvuf, yaygın bir anlayış olmamakla birlikte Ticaniye ve Kadiriye, Gana’da varlık gösteren tarikatlardır.

1970’lerin ortalarından beri Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Nijerya’da meydana gelen anlaşmazlıklara rağmen Gana’da Müslümanlar ve Hristiyanlar, iyi ilişkiler içindedir. Müslümanları ilgilendiren dinî, sosyal ve ekonomik mevzular, Müslüman Temsilciler Konseyi başkanlığında yapılan görüşmeler yoluyla çözülmektedir. Aynı zamanda bu konsey, maddî imkanı olanlar için hac organizasyonu da düzenlemektedir.

GANALI BİR MÜSLÜMAN OLARAK HAYATIM

Gana’da yaşayan çok Müslüman var, fakat özellikle kuzeyde Müslümanlar çoğunluktadır.

Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelere “Zongo” adı veriliyor, gayrimüslimler bu kelimeyi “hayvanların yaşadığı yer” anlamında kullanıyor. Ben çocukluğumdan beri Zongo’da yaşadım, liseyi orada bitirdim, inşallah döndükten sonra yüksek öğretime de orada devam etmeyi düşünüyorum. Gana’daki Müslümanlarla ilgili farkına vardığım ve söyleyebileceğim tek şey, sadece adlarının Müslüman olmasıdır.

Bu durumun birden çok sebebi bulunmaktadır. Cahillik, -sözde- medeniyet, eğitim sistemi, misyonerlik faaliyetleri, gayrimüslimlerin ülkeyi yönetmesi ve Müslümanlarla gayrimüslimler arasında gerçekleşen evlilikler bu sebepler arasında sayılabilir.

Ganalı Müslümanlar arasında cahillik ciddi bir problemdir. Çocukken büyüklerinin cehaletinden dolayı İslamî eğitim almamış bir ebeveyn düşünün: Bu anne baba, beş vakit namazı biliyor ama öneminden bîhaber. Çocuklar da dinlerini bu anne babaları taklit ederek öğreniyorlar.

Gusül almak bir yana doğru düzgün abdest almayı bile bilmeyen bir anne babayı taklit ederek büyüyen çocuklar, sonunda İslam’ı tanıyamayan ve yanlış yansıtan insanlar haline geliyor.

Büyüklerimiz, daha yeni yeni din dersleri almaya başladılar. Ancak hafızaları gençlikteki gibi berrak olmadığı için kendilerine öğretilen şeyleri anlamakta çoğu zaman zorlanıyorlar. Yine cehaletten dolayı çocuklar gayrimüslimlere meyledip onlarla kaynaşıyor, onların hayata bakış açısını paylaşıyor. Bunun sonucunda uygunsuz kıyafetler giyiyorlar, içki ve sigara kullanıyorlar ve  hırsızlık yapıyorlar.

Bu durum öyle içler acısı bir hale geldi ki; bir Müslüman ile gayrimüslimi yanyana yürürken görseniz hangisinin Müslüman olduğunu anlayamıyorsunuz.

Müslümanların da aynı kendileri gibi olduğunu gören insanlar, bu tür manzaralar sebebiyle İslam’a yaklaşmıyor.

Peki insanları doğru yola nasıl çağıracağız?

Bizi doğru yola kim iletecek?

Bunlarla beraber, sözde medeniyet Gana’da İslam algısının içini boşaltıyor. Herkes, bilhassa gençler, zamana ayak uydurmak ve kendilerine çağdaş bir hayat kurmak istiyor. Gençler, karşı cinsle birlikte gezip dolaşmaktan, tokalaşmaktan ya da daha ileriye gitmekten çekinmiyor. Bu konuda eleştirildiklerinde ise bunun modernlik olduğunu söylüyorlar. Böyle davranmayanlar ise dışlanıyor.

Dinini yaşayan bir Müslüman sömürgecilik devrinden kalma (“irticacı” Ç.N.) olarak görülüyor, arkadaşlarının hatta bazen kendi ailesinin bile alay konusu oluyor.

Ayrıca Gana eğitim sisteminin şartları, Müslümanlar için oldukça elverişsizdir. Devlet okulları, İslamî eğitimi önemsemiyor. Yönetimde etkin mevkî sahibi Müslümanlar, bile İslam’ın öğretilmesi probleminin çözümü için gayret göstermiyor. Okullarda ya da öğrenci yurtlarında bir Müslüman ile bir gayrimüslim öğrenci arasında sorun çıktığı zaman -haklı olsa bile- Müslüman taraf suçlanıyor.

Gana’da Müslümanlar için en büyük sıkıntı, şüphesiz misyonerlik faaliyetleri. Misyonerler halkı kendi dinlerine inandırmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Köylere gidiyorlar, halkın ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Kiliseler inşa ediyorlar, insanlara maddî destek sağlıyorlar. Bütün bu yardımların karşılığında ise insanlar onlara tabî olmak zorundalar. Öyle olmadığı takdirde ellerindeki her şeyi kaybedeceklerinin farkındalar.

Benim ortaokulda devam ettiğim okul, misyonerler tarafından finanse ediliyordu ve Müslümanların dinlerini herhangi bir şekilde yaşamaları kesinlikle mümkün değildi. Formalar çok kısaydı, saçımızı kazımak zorundaydık ve başımızı örtemiyorduk.

Hristiyan okullarına yollanan Müslüman kızlar, bir süre sonra kendi isimlerini Hristiyan isimleriyle değiştiriyor. Rukiye’nin Rita olması gibi.. Bu çok ciddi bir günah ve İslamî ve insanî olarak da onur kırıcı bir durum. Ne hazindir ki bu gençler sonrasında Müslüman olarak görülmüyor.

Bunların hepsinin İslam’a aykırı olduğunu biliyorduk ancak buna uymak zorundaydık. Ayrıca, her Çarşamba şarkı söyleyip dans ettiğimiz ve İncil okuduğumuz haftalık ayinlere katılmak zorundaydık.

Dünya İncil Okulu’ndan gelen hediyeler ve kitaplar bir ara benim de kafamı karıştırmıştı.  Bu dönemde Hristiyanlığı öğrendim.

Bazı okullarda öğrenciler Pazar ayinlerine katılmaya mecbur tutuluyor, katılmazlarsa çok ağır cezalar kendilerini bekliyordu.

Liselerden birinde bu zorlamanın neticesinde bir trajedi yaşandı.

Müslüman bir öğrenciyi Pazar ayinine katılması için takip eden bir öğretmen, çocuğun reddetmesi üzerine onu kovalamaya başladı ve olay çocuğun okulun dördüncü katından düşüp ölmesiyle sonuçlandı. Olayın kaza olmadığı ortada olmasına rağmen böylece kapandı ve adaletin yerini bulması için hiçbir şey yapılmadı.

Son yıllarda Gana’da , özellikle yoğun bir Müslüman nüfusun bulunduğu şehirlerde ilk, orta ve lise eğitimi veren İslamî özel okullar açılmaya başlandı.

Yine de çoğu Müslüman aile, çocuklarını Hristiyanlara ait özel okullara yolluyor. Bu okullar, liberal sistemi benimsedikleri için Müslüman öğrencilere dini yaşamaları hususunda saygı duyuyor ve bunun için ortam hazırlıyor. Müslüman öğrencilerin namaz kılabilmeleri için öğrenci yurtlarında yer ayırıyor, veli toplantılarını dualarla başlatıp bitiriyor. Bu serbestlik sebebiyle İslamî okullar daha az ilgi görüyor, daha az kazanç sağlıyor.

Bu, Müslümanların ve gayrimüslimlerin kurduğu eğitim kurumları arasındaki teknolojik ve ekonomik uçurumu artıran bir etken olabilir. Bütün bunlara binâen Müslüman kardeşlerime tavsiyem, Yüce Allah’tan korkmaları ve O’na teslim olmalarıdır.

Zira, cennet ancak “Sırat-ı Müstakîm” üzere olanların yurdu olacaktır.

 

Yazan: Jaria Haris-Latifa Muniru-Mukarramah Musah

 

On Mart 26th, 2014, posted in: İslam Dünyası, Kardeşlik Dünyası by

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>